İçeriğe geç

BEDÎÜZZAMÂN SA‘ÎD NURSÎ / MUHTASAR TÂRİHÇE-İ HAYÂTI III: 1916-1918 / Rus Esâreti

 

Değerli edîb ve şâir Ağabeyim, azîz ve muhterem Ekrem KILIÇ Beyefendiye…(r.a.)

B. Tunç

***

 

Bedîüzzamân, Birinci Dünyâ Harbine iştirâkini ve esir düşmesini şöyle hülâsa eder:

“Birinci Harbin patlamasıyle  talebelerimi başıma toplayarak gönüllü alay kumandanı olarak harbe iştirâk etdim. Kafkas cebhesinde, Bitlis’de esir düşdüm.”*1

Esîr düştüğü târîhi küçük birâderi Abdülmecîd’den öğreniyoruz:

“Diyarbekir’de Van Vâlisi Cevdet Beyin evinde 19 Şubat 1331 [3 Mart 1916] târîhinde Cum’a gecesi bu tefsîrin ilk Arabî nüshasını tebyiz ederken, şu şekl-i garîb, tevâfukan vâki‘ olmuşdur.

Ve o gece vukūa gelen Bitlis’in sukūtuyla müellif Bedîüzzamân’ın esâretine rast gelir. Sanki şu şekl-i garîbin, şu mu‘cizeler ve hârikalar bahsinde o gece husûle gelmesi, Müellifin Ruslara esir düşdüğüne ve berâberinde bulunan ba‘zı talebelerinin şehid olarak kanlarının dökülmesine hârika bir işâretdir.
Saîd’in Küçük Kardeşi,
Yirmi Senelik Talebesi
Abdülmecîd”*2

Arabca aslında yıl belirtilmemiş.. Abdülmecid, tercümesine 1330 olarak eklemişse de, sehiv olup doğrusu 1331’dir.

Yeğeni Abdurrahmân’ın te’lif ettiği Târihçede esâreti ve esâret yolculuğu biraz dahâ teferruâtlı anlatılır:

“Erzurum’un sukūtu esnâsında Muş kasabasının düşman istîlâsına ma‘rûz kalacağı esnâda mezkûr kasabada 12 top bulunuyordu. Şu toplar kurtularak Bitlis’e gelirse Bitlis’i müdâfaa vaz‘iyyetinde kalabilir, olmadığı takdîrde Bitlis’in tahliyyesine mecbûr kalınacakdır. Bunun üzerine Bedîüzzamân talebesiyle ve 300 kişi ile berâber Muş tarafına gider. Mezkûr topları karların üzerinde Bitlis’e getirmesine muvaffak olur. Bitlis hâricinde düşmanla müsâdeme başlayarak Bitlis müdâfaa olunur. (…)

Bitlis’in sukūtu gecesi ayağı kırılarak arkadaşları şehîd düşüb Bitlis’in içinde suya düşerler ve düşmanın ihâtasına ma‘rûz kalırlar. Düşmanın gelen kuvveti yanıbaşlarındaki beş nefer Bitlis ahâlisini şehîd etmeğe uğraşırken bâkī kalan talebeleri köprünün altındaki gizli bir yere çekilirler. Şu sûretle orada sığınırlar. Ve talebelerine: ‘Arkadaşlar, durmayınız. Sizi helâl etdim. Beni bırakınız, siz kendinizi kurtulmağa çalışınız.’ demesi üzerine talebeler, ‘Sizi bu hâlde bırakıp gidemeyiz. Şehîd olursak yine hizmetinizde olsun.’ diye kalırlar. 35 sâat su içinde bu vaz‘iyyetde bulunur. Bil’âhare talebelerinden birisi Rus karakoluna gider. Molla Saîd’in ma‘lûmâtı olmaksızın ma‘lûmât verir. Ruslar gelib mezkûr yerden çıkarırlar.  

Bil’âhare Van, Culfa, Tiflis, Kologrif, Kostroma’ ya sevk ederler. (…)”*3

Ali Aras’ın hâtıralarına göre, Üstâd, esir düştükten sonra tedâvî için 2 ay kadar Bitlis’de tutulur.*4

Emrah Cilasun’un Rus kaynaklarından elde ettiği belgelerde Bedîüzzamân’ın esir düştüğü târih 2 Mayıs 1916  olarak belirtilmektedir.*5

Ali Aras’a atfedilen rivâyet bu belgelerle daha bir gerçeklik kazanıyor ve yerli kaynaklarla Rus kaynakları arasındaki 2 aylık farka da bir nebze îzah getiriyor: Ruslar, Üstâd’ın Bitlis’deki tedâvî süresini esâretten saymamış olmalılar…

Muhammed Feyyaz İbrâhimhakkıoğlu ise (ikinci/üçüncü şahıslarca yeniyazıya çevrilen esâret günlüğünden A. Badıllı’nın naklettiğine göre) 18 Mart 1916 akşamı Bedîüzzamân’ı Başhan’da gördüğünü yazmaktadır.*6

Bu notlarda güzergâh ve târihler şöyledir:

Başhan (18, 19 Mart), Tatvan (20 Mart), Vastan (Gevaş) (24/25 Mart), Van (25-29 Mart), Erçek (29/30 Mart), Mollahasen (30/31 Mart), Mahmûdiye (Kâzımpaşa, Saray) (31 Mart/1 Nisan), Kotur (1/2 Nisan), Kervansaray (2/3 Nisan), Hoy (4 Nisan-25 Nisan), Culfa (26 Nisan- …?), …?*7

Ahmet Özer, Üstâd’ın Doğubayazıt*8 üzerinden Erivan yolu ile Culfa’ya getirildiğine, burada bir ay kadar tutulduktan sonra Tiflis’e götürüldüğüne, ayağa kalkmama hâdisesinin Tiflis’de ve Rus komutanın Çar II. Nikolay olduğuna dâir rivâyetler nakleder..*9

O günlerde Bedîüzzamân’ın Tiflis’de bulunduğu istihbârâtına binâen Bitlis vâli vekili Memduh Bey’in başlattığı yazışma trafiği şöyle cereyân eder:

Memduh Bey’in Tiflis’de bulunan esir me’murlara maaş gönderilmesi sadedinde, Bedîüzzamân için de bir miktar meblağ talebine (22 Ağustos 1916), Hilâl-i Ahmer vâsıtasıyle 60 lira karşılığı 1254 mark gönderildiği (10 Eylül 1916), Dâhiliye Nâzırı Tal’at Bey’in Hilâl-i Ahmer Reîsine mezkûr meblağın mümkün olan sür’atle Bedîüzzamân’a ulaştırılıp netîceden kendisine bilgi verilmesine dâir 20 Eylül 1916 târihli tezkere ve Hilâl-i Ahmer Reîsi Besim Ömer Bey’in, me’mûr-i mahsusla 60 lira karşılığı 1254 markın Tiflis’de bulunan Bedîüzzamân’a gönderildiğine dâir 23 Eylül 1916 târihli cevâbî yazısı arşiv kayıtlarında bulunmaktadır.*10 

Gönderilen meblağ Tiflis’de iken ulaşmaz.. Çünki, Bedîüzzamân, Memduh Beyin meblağ talebinden bir ay evvel (23 Temmuz 1916) Moskova üzerinden Kologrif (Kologriv) esir kampına getirilmiştir.*11

Esâreti süresince eline ulaşmayan bu meblağ (60 lira) ve birâderi Abdülmecid tarafından gönderilen (18 lira) ancak esâret dönüşü kendisine ödenebilecektir.*12

 

 KOLOGRİF

Mustafa Armağan, Kiroğlif’(!)le ilgili şu yeni bilgileri(!) veriyor bir yazısında..:

“Demek ki, Bediüzzaman’ın hayatı hâlâ tespit edilmeyi bekleyen nice enstantaneyle dolu. Nitekim kendisiyle telefonla görüştüğüm Necmeddin Şahiner Beyefendi “Tarihçe”de geçen “Kiroğlif”(!) adlı köyün(!) Moskova civarında(!) bulunduğunu ve Bediüzzaman’ın esaretten kaçarken(!) burada bir müddet(!) kaldığını söyleyerek yeni bir malumatı hafızamın ebru teknesine damlatmış oldu.”*13

Şânına yaraşır sunturlu laflar ve birkaç satıra sığdırılan hatırı sayılır yanlışlar!…

Şahiner de, durup dururken M. Armağan’ın hâfızasının ebrû teknesine damlattığı yeni mâlûmâtı nereden bulmuş ki?…

“Kologrif”, 1958’de basılan T. Hayât’a kadar kendini koruyabilmiş.. İlk baskıya “Kıloğrif” olarak girmiş (A. Badıllı ve A. Akgündüz bu yazılışı kullanmışlar). 1960 baskısında, “Kiloğrif” olmuş (N. Şahiner, bâzan “Kıloğrif”, bâzan “Kiloğrif” olarak kullanmış). Nihâyet, döne dolaşa M. Armağan’ın hâfızasının ebrû teknesine “Kirlif” olarak damlayıvermiş(!)..

1900’lerin başlarında “Kologrif”miştir de, ileriki yıllarda değişmiş olamaz mı?… Olabilir tabîî..  Ama öyle bir şey yok!.. Abdurrahmân Nursî tarafından yazılan Târihçe-i Hayât’da olduğu gibi Afyon Mahkemesi günlerinde yazılan Târihçe’de de قولوغريف  Kologrif”!..*14 Çarlık Rusyas’ında da öyleydi, Sovyetler zamânında da öyleydi.. Günümüzde de öyle: “Kologriv/Kologrif”!…

Dahası, Kologrif; bir köy değil, Moskova yakınlarında da değil, Bedîüzzamân’ın esâretten kaçarken bir müddet kaldığı bir yer de değil!…

Kologrif’deki esâret arkadaşlarından Dr. M. Âsaf Dişçi’den, “İşte Bedîüzzamân’ı orada gördüm. Kostroma eyâletinin Kologrif kasabasındaydı. Dahâ sonra onu içerlere, büyük esirler kampına, Kostroma içlerine sevkettiler. Birlikte altı ay kadar kalmıştık.” şeklinde bir hâtıra nakledilir.*15

Rus arşivlerinde bulunan bir belgede Üstâd’ın Kostroma’dan evvel 4 Aralık 1916’da Yaroslavl eyâletinde Poshekhonye’ye nakledildiği belirtilmektedir.*16

Burada kaldığı süre kesin olarak bilinmese de E. Cilasun, ulaştığı târihsiz bir belgenin 1917’den îtibâren Kostroma eyâletinin ayni adı taşıyan başşehrinde kaldığı ihtimâlini kuvvetlendirdiğini yazmaktadır.*17

 

KOSTROMA

Kendi dilinden bâzı Kostroma hâtıraları:

“Eski Harb-i Umûmide Rusya’nın şimâlinde doksan zâbitimizle berâber bir uzun koğuşta esir olarak bulunuyorduk. O zâtların bana karşı haddimden çok ziyâde teveccühleri bulunmasından, nasîhatla gürültülere meydan vermezdim. Fakat, birden asabiyet ve sıkıntıdan gelen bir titizlik, şiddetli münâkaşalara sebebiyet vermeye başladı.”*18

“Rusya’da, Kostroma’da, doksan esir zâbitlerimizle berâber bir koğuşta idik. Ben o zâbitlerimize ara sıra ders veriyordum. Bir gün Rus kumandanı geldi, gördü, dedi: ‘Bu Kürd, gönüllü alay kumandanı olup çok askerimizi kesmiş. Şimdi de burada siyasî ders veriyor. Ben yasak ediyorum, ders vermesin.’ İki gün sonra geldi, dedi: ‘Mâdem dersiniz siyâsî değil, belki dînîdir, ahlâkîdir; dersine devâm eyle’ izin verdi.”*19

Mustafa Bolay da hâtıralarında Bedîüzzamân’a yer verir:

“22 Temmuz l9l6’da Rusların eline esir düşmüştüm. Nihayet bizi Volga kenarındaki bir Rus şehri olan Kostroma’ya gönderdiler. İşte, Balkan Harbi yıllarında İstanbul’dan tanıdığım Bedîüzzaman Said Nursî’yi ikinci defa, esârette Kostroma’da gördüm. Kendisiyle Kostroma’da altı ay berâber kaldım. (…)

Bu esâretten yıllar sonra, kendilerinin Emirdağ’da olduğunu işittim. Bu sıralarda, Kostroma’da Rus kumandanına karşı ayağa kalkmadığını duymuştum. Bu hâdiseyi bir de kendisinden dinlemek istedim. Emirdağ’da sohbetimiz sırasında, bana, ‘Kardeşim, Nikola kampa geldiğinde sen de orada mıydın? Aramızda geçen hâdiseyi sen de gördün mü?’ dedi. Ben, ‘Görmedim, fakat duydum, hocam’ dedim. Böylece kendisinden bizzat öğrenmek istediğim mesele de aydınlığa kavuşmuş oldu.”*20

Bedîüzzamân’ın Akıllara Hayret Veren Bir Seciyesi

[Ehl-i Sünnet mecmûasının 15 Teşrîn-i Evvel 948 târihli nüshasında neşredilmiştir. Ehl-i Sünnet gazetesi sâhibi avukat bir zâtın [1] makàlesidir.]

Ben Birinci Cihan Harbinde Bitlis mevkiinde yaralı olarak esir olurken, Bedîüzzaman da o gün esir düşmüştü. O Sibirya‘ya [2] gönderilmiş, en büyük esirler kampında idi. Ben Bakü’nün Nangün [3] adasında idim. Günün birinde esirleri teftişe gelen ve kampı gezerken Bedîüzzamân’ın önünden geçen Nikola Nikolaviç’e [4] o hiç ehemmiyet vermiyor ve yerinden kımıldanmıyor. Başkumandanın nazar-ı dikkatini çekiyor. Tekrar bir bahâne ile önünden geçiyor. Yine kımıldanmıyor. Üçüncü def’asında önünde duruyor, tercüman vâsıtasıyle aralarında şöyle bir muhâvere geçiyor:
“Beni tanımadılar mı?”
“Evet, tanıdım. Nikola NikolaviçÇarın dayısıdır [5], Kafkas Cephesi Başkumandanıdır.”
“O hâlde ne için hakàret ettiler?”
“Hayır, afv etsinler, ben kendilerine hakàret etmiş değilim. Ben mukaddesâtımın emrettiğini yaptım.”
“Mukaddesât ne emrediyormuş?”
“Ben Müslüman âlimiyim. Kalbimde îman vardır. Kendisinde îman olan bir şahıs, îmânı olmayan şahıstan efdâldir. Ben ona kıyâm etseydim, mukaddesâtıma hürmetsizlik yapmış olurdum. Onun için ben kıyâm etmedim.”
“Şu hâlde, bana îmansız demekle benim şahsımı, hem ordumu, hem de milletimi ve Çarı [6] tahkîr etmiş oluyor. Derhâl dîvân-ı harb kurulunda isticvâb edilsin.”

Bu emir üzerine dîvân-ı harb kuruluyor. Karargâhdaki Türk, Alman ve Avusturya zâbitleri, ayrı ayrı Bedîüzzamân’a ricâ ederek Başkumandana tarziye vermesi için ısrar ediyorlar. Verdiği cevab bu oluyor:
“Ben âhiret diyârına göçmek ve huzûr-u Resûlullâh’a varmak istiyorum. Bana bir pasaport lâzımdır. Ben îmânıma muhâlif hareket edemem.”
Buna karşı kimse sesini çıkarmıyor, netîceyi bekliyor. İsticvâb bitiyor. Rus Çarını ve Rus ordusunu tahkîr maddesinden îdam karârını veriyorlar. Karârı infaz için gelen bir manga askerin başındaki subaya kemâl-i şetâretle, “Müsâade ediniz, onbeş dakîka vazîfemi îfâ edeyim” diye abdest alıp iki rek’at namaz kılarken, Nikola Nikolaviç geliyor, kendisine hitâben:
“Beni afv ediniz. Sizin beni tahkir için bu hareketi yaptığınızı zannediyordum. Hakkınızda kànûnî muâmele yaptım. Fakat şimdi anlıyorum ki, siz bu hareketinizi îmânınızdan alıyorsunuz ve mukaddesâtın emirlerini îfâ ediyorsunuz. Hükmünüz iptal edilmiş; dînî salâhatinizden (salihliğinizden) dolayı şâyân-ı takdirsiniz. Sizi rahatsız ettim, tekrar tekrar rica ediyorum, beni afv ediniz.”
Bütün Müslümanlar için şâyân-ı misal olan bu salâbet-i dîniye ve yüksek seciyeyi, arkadaşlarından bir yüzbaşı [7], müşâhedesine müsteniden anlatıyordu. Bunu duydukça, ihtiyarsız olarak gözlerim yaşla doldu.
Abdurrahim [8]

“Gazetenin bu fıkrasının yazılmasını Üstâdımız emretmedikleri hâlde, hem çok merak-âver, hem çok ibret, hem çok heyecan verici olmasından buraya yazılmıştır. (Husrev)” Bedîüzzamân Sa‘îd Nursî; Şuâ‘lar, Yeni Asya Neşriyat, 2001, s. 449)

 

 Bir başka rivâyet Latif Hüseyinzâde’den:

“1916. ilin (yılın) yaz ayları idi. 0 dövrlerde (devirlerde) ölkemiz Rus esaretinde olduğu üçün II. Nikolay düşmenimiz sayılırdı. 0 günlerde II. Nikolay Tiflis’e geldi ve Kafkazın (Kafkasın) bütün elm (ilim) adamları ve din hadimeri onun görüşüne getdiler. Tiflis’e getmiş elm adamlarımız oradaki Türk esirleri ile görüştüler. Tiflis’e geden alimlerin dediyine göre, II. Nikolay esir düşergelerinden (kamplarından) birini gezerken Seid Nürsiden başka bütün esirler ayağa galkdılar. Nikolay bunun sebebini soruşdukda Seid Nürsi, “inandığım din sizin kimi bir kafirin karşısında ayağa durmağa izn vermir.” deyir. Bediüzzaman’ın bu sözlerinden gezeblenen (gazaplanan) Nikolay ona üç günlük kamera cezası ile birlikde ölüm cezası kesir. Üç günlük kamera cezası bitdikden sonra NikolayBediüzzaman‘ı e’dam (idam) etmezden evvel onun iki arzusunu soruşur. 0 da “izn verin, iki rük’et namaz kılım, sonra meni e’dam edin” deyir. Bundan sonra Nikolay onu e’dam cezasından azad edir.”[9] 

Dipnotlar:

[1]:  Abdurrahim Zapsu.

[2]: Metinde  Sibirya olarak geçiyorsa da Bedîüzzamân’ın götürüldüğü  Kologrif ve Kostroma, Sibirya’da değil aynen Moskova gibi Rusya’nın Avrupa topraklarındadır..

[3]: Nangün yazılışı hatâlı görünüyor.. Muhtemeldir ki, kelimenin aslında bulunan ‘r’ harfi kâtip veyâ baskı hatâsı olarak Şuâ‘lar’da ‘n’ olmuş olsun.. Nargen (Nargin) olmalı.. Büyük Zira (Zire) olarak da biliniyor..

I. Dünya Harbinde Osmanlı esirlerinin tutulduğu Nargen adasından kamp manzaraları:

http://www.youtube.com/watch?v=40oT2rd2nZE (Erişim Târîhi: 19.12.2018)

http://www.youtube.com/watch?v=t02-bNERnAo (Erişim Târîhi: 19.12.2018)

http://www.youtube.com/watch?v=K7OZU1bZ8bw (Erişim Târîhi: 19.12.2018)

[4]: Grandük Nikola Nikolaviç (1856-1929); mühendis yetiştiren askerî okulda tahsil yaptı. Bedîüzzamân(1878-1960)’ın doğduğu Rûmî 1293 yılında vukùa gelen ve Osmanlı Devleti için büyük bir çöküşün başlangıcı olan 93 (1877-78 Osmanlı-Rus) Harbine Tuna cephesinde, başkomutan olan babası Grandük Nikola Nikolaviç (1831-1891)’in maiyyetinde iştirâk etti. Bedîüzzamân, Bitlis müdâfaasında yaralanıp esir düştüğünde (3 Mart 1916) Kafkas Cephesi Başkomutanıydı..

[5]: Nikola NikolaviçÇar II. Nikola’nın dayısı değil!.. Akrabâlıkları baba tarafından.. Kökleri Çar Nikola I (1796-1855)‘de birleşiyor..

Grandük Nikola Nikolaviç (1856-1929); Çar Nikola II (1868-1918)’nin babası Çar Aleksander III (1845-1894)’ün babası Çar Aleksander II (1818-1881)’nin kardeşi Grandük Nikola Nikolaviç (1831-1891)’in oğlu.. Babası ile ayni adı paylaşıyorlar..

-(Sevgili Azerî dostum Capay Qasımov‘un verdiği bilgiye göre; bizdeki “dayı” ve “amca” karşılığı olarak Rusça’da ayni kelime дядя (DYADYA)” kullanılıyormuş.. Belki bundan dolayı, tercüme sırasında bir karışıklık olmuş olabilirmiş..B.T.)

-(Rus Kafkas Orduları Başkomutanı Grandük Nikola Nikolaviç ile ilgili bilgilerbaşta internet olmak üzere muhtelif kaynaklardan derlenmiştir. B.T.)

[6]: Çar Nikola II (1868-1918)

[7]: Bu yüzbaşının kimliği bilinmemektedir..

[8]: ‘Avukat bir zât’ olarak zikredilen kişi, mezkûr hâdiseyi basın yolu ile ilk def’a efkâr-ı âmmeye duyuran Ehl-i Sünnet Mecmûası sâhibi, Abdurrahim Zapsu’dur..

[9]: Culfa; Enstitü, Y. Asya, 11.11.2011.

Tashih: B. Tunç

“Esâretimdeki hâdisenin gazeteyle i‘lânı, şiddetli yasaklarla ahâlîyi her tarafda bizden kaçırmaya çalışmakla berâber teveccüh-i âmmeyi ziyâdeleştirmiş. Bize, husûsan şahsıma ihânet etmeye tarafdar üç resmî adam dün avluda demişler: ‘Sa‘îd pencereden göründüğü vakit ahâlî toplanıp ona bakıyor. Pencerede durmasın. Yoksa koğuşunu değiştiriniz’ diye başgardiyan söyledi. Hiç merak etmeyiniz. Ben her sıkıntıya tahammüle karar vermişim. Duânız bereketiyle inşâallah sıkıntılar sevinçlere dönecekler.
O esâret hadisesi aslı doğrudur. Fakat şâhidim olmadığından tafsîlen beyân etmemişdim. Yalnız bir manga beni i‘dam etmek içün geldiğini bilmiyordum, sonra anladım. Ve Rus kumandanı tarziye içün Rusça birşeyler söyledi, ben bilmedim. Demek hâzır bulunan ve bu hâdiseyi gazeteye ihbâr eden Müslüman yüzbaşı anlamış ki, kumandan tekrar tekrar ‘Afv et’ demiş.
*21

Kostroma’da bulunan esir zâbitlerin durumları ile ilgili bir Vesîka:*22 

“Osmanlı Ordû-yi Hümâyûnu

Başkumandanlığı Vekâleti

Şu’be                                                                                                                    Galata Rıhtımı – Çinili Han

    6                                                               

Numro 7725                                Hâriciyye Nezâret-i Celîlesine                   Hülâsa

4253                                                                                                                      Rusya’da bulunan esir zâbitlerin 

                                                                                                                               terfih-i hâllerine dâir.

                Devletlû Efendim Hazretleri

29/8/33 târihli, 1849 numrolu Tezkire-i Devletleri Cevâbıdır:

Rusya’da Kostroma vilâyetinde hâl-i esâretde bulunmakda olan ve Rusya hükûmeti tarafaından kendilerine mâhiyye verilen mikdâr-ı maaş ile idâre-i taayyüş edemeyen yüz’ü mütecâviz esir zâbitânımıza buradan ayrıca akçe göndermek sûretiyle tehvin-i ıstırablarına se’a-i hazînenin müsâadesi nisbetinde çalışılmakda olduğu ma’lûm-i Devletleridir. Maahazâ işbu zâbitânımızın diğer Türk üserâsının bulunduğu mevâqia nakl edilerek bir dereceye kadar terfih-i hâllerinin istikmâli ehemm ve elzemdir. Maqâm-ı Devletlerince bu hususda İspanya Sefâreti nezdinde teşebbüsât-ı lâzimede bulunulması ve alınacak cevâbın iş’âr buyurulması mercûdur.

                Ol bâbda emr ü fermân hazret-i men lehü’l-emrindir. Fî 19 Zilka’de sene 335 ve Fî 6 Eylûl 333 [6 Eylül  1917]

                     … (imza)                                                                     Başkumandan Vekili nâmına

                                                                                                                Erkân-ı Harbiyye Reîsi

                                                                                                                               Ferik

                                                                                                                      Bronsart (imza)”

(Yeniyazıya çev.: B. Tunç ; Tashih: N. Topaloğlu)

6.9.1917 târihli bu Belgede zikredilen, “yüz’ü mütecâviz esir zâbitânımız” içerisinde muhtemelen Bedîüzzamân da bulunmaktadır.. Ve yine muhtemelen, komutana ayağa kalkmama hâdisesi de burada vukû‘ bulmuş olmalıdır..

Kızılay Arşivlerinde bulunan; “İsveç Kızıl Haçı Savaş Esirleri ve Mağdurları Yardım Komitesi Kostroma Şubesi”nce düzenlenen 25.07.1917 târihli, “Savaşda Esir Olup Evinden Haber Alamayanlar”la ilgili Belgenin 8. Sırası Bedîüzzamân’la alâkalıdır. İstekleri şöyledir: “Vâli Cevdet Beyle birâderim Abdülvahhâb’ın sıhhat haberlerini isterim.”  Adres, “İstanbul’da a’yân a’zâsından Şeyh Abdülkādir Efendi”dir.*23  

Bedîüzzamân’ın, Abdülvahhâb adında bir kardeşi bilinmiyor.. Sehiv olsa gerek.. Bu, Vâli Cevdet Bey’le irtibâtı kuvvetli olan birâderi Abdülmecîd olmalıdır.

Eski Van Vâlisi Bedîüzzamân’ın dostu Cevdet Bey, Serap Tabak’ın “Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın İzmir Vilâyetindeki Teşkilatı ve Faaliyetleri” başlıklı makālesinde; Ali Çankaya tarafından kaleme alınan “Yeni Mülkiye Târîhi ve Mülkiyeliler” adlı esere atfen verilen bilgilere göre Mehmed Tâhir Paşanın ilk eşi Hatice Hanım’dan olan oğlu Ali Cevdet Bey (çeşitli kaynaklarda verildiği gibi doğma-büyüme Van’lı değil) 1878 İşkodra doğumludur.

Yine ayni kaynakta 2 Nisan 1916’da Adana, 22 Ekim 1916’da Ankara Vâlililiklerine tâyin olduğu, 1917 Şubat ayında Ankara Vâliliğinden ve me’mûriyettten istifâ ettiği belirtilmektedir..*24

Yine kendi dilinden:

“Harb-i Umûmîde, esâretle, Rusya’nın şark-ı şimâlîsinde, çok uzak olan Kostroma vilâyetinde bulunuyordum. Orada Tatarların küçük bir câmii, meşhur Volga [Diğer adı; “İdil”] Nehrinin kenârında bulunuyordu. Oradaki arkadaşlarım olan esir zâbitler içinde sıkılıyordum. Yalnızlık istedim. Dışarıda izinsiz gezemiyordum. Tatar mahallesi, kefaletle beni o Volga Nehrinin kenârındaki küçük câmi‘e aldılar.
Ben yalnız olarak câmi‘de yatıyordum. Bahâr da yakın. O şimâl kıt’asının pek çok uzun gecelerinde çok uyanık kalıyordum. O karanlık gecelerde ve karanlıklı gurbetde, Volga Nehrinin hazîn şırıltıları ve yağmurun rikkatli şıpıltıları ve rüzgârın firkatli esmesi, beni derin gaflet uykusundan muvakkaten uyandırdı. Gerçi daha kendimi ihtiyar bilmiyordum; fakat Harb-i Umîmîyi gören ihtiyardır.”*25

4 Şubat 1918 târihli bir Belge:*26

“İstanbul Polis Müdîriyyet-i Umûmiyyesi

Kısm-ı Adlî Müdîriyyeti

Adet

Umûmî: 791

Husûsî: 599

Bihî

Hilâl-i Ahmer Cem’iyyeti Üserâ Komisyonu Riyâset-i Aliyyesine

Sa’âdetlû Efendim Hazreteleri

7 Kânûnisânî (1)334 târih ve 13033/8 numerolu tezkire-i aliyyeleri cevâbıdır.

Bedîüzzamân Şeyh Sa’îd-i Kürdî Efendinin âilesi efrâdı hâl-i sıhhatde olub Van’ın Ruslar tarafından istîlâsını müteâkib pederleri Mirzâ, büyük birâderleri Molla Abdullah ve Mehmed Efendiler ma’a-âile Si’ird sancağına ve diğer birâderi Abdülmecîd ve birâderzâdesi Abdurrahmân ve enişteleri Molla Sa’îd Efendiler dahi Adana vâlî-i sâbıkı Cevdet Bey ile birlikde Adana’ya hicret etdikleri, Adana’da muallimlik etmekde iken me’zûnen Dersaâdet’e vürûd eden ve hâlen Fâtih’de Sultan Selim medresesinde misâfireten ikāmet etmekde olan Abdülmecîd Efendiden icrâ kılınan tahkīkatdan anlaşılmış ve irsâl buyrulan iki kartpostal dahi mumâileyhe tevdî’ edilmişdir. Ol bâbda irâde efendim hazretlerinindir.

Fî 4 Şubât (1)334 [1918]

Polis Müdîr-i Umûmîsi nâmına

Muâvin”

(Tashih: Nahit Topaloğlu, B. Tunç)

Yusuf Akçura’nın Raporunda Kostroma: *27                           

Kostroma Karargâhını Ziyâret

“Esirlerimizin karagâhlardaki hayâtlarını bizzat görüp anlamak içün Rusya’da seyâhatin mütenevvi‘ müşkilâtına rağmen, Kostroma ve Vologda gibi pâyitahta binnesbe yakın vilâyetlerde bulunan bir iki karargâhı ve müteferrik üserâyı ziyâret maksadiyle 1918 senesi Mart nihâyetlerinde Petrograd’dan azîmet etdim. Kostroma vilâyetinde bulunan Chukhloma (Çohlama) nâm şehre varub bir hayli tahkîkâtdan sonra, ora karargâhında Osmanlı üserâsının üç gün evvelisi Sibirya’ya sevk edilmiş olduğunu öğrendim; şehrin en büyük me’mûru olan Bolşevik Komiserinin bile birkaç mahalden telefonla sorup anlamadan bu bâbda bir cevâb-ı kat‘î verememesi, Rusya’da idâre işlerinin ne derecelerde karışık olduğuna açık bir delil olsa gerekdir…

Kostroma üserâ karagâhını ziyâret etdim. Vaktiyle işbu ziyâretimden bâhis raporumda tafsîlen arz etdiğim vecihle, zâbitlerin ekserîsi şehrin rakı i‘mâlethânesinde yerleşdirilmişdi. Fakat ba‘zıları masrafı der’uhde ederek şehirde istedikleri evlerde kirâ ile oda tutmuşlar, birkaçı şehirden iki üç kilometre bu‘d ü mesâfede bulunan bir Tatar köyüne gidüb Tatarlara misâfir olmuşlardır. Kürd ulemâsından ve milis zâbitânından bir zât da köyün câmiinde ikāmet ediyordu.” (Yeniyazıya çev.: B. Tunç ; Tashih: İbrahim Kaya)

Raporun son cümlesi âdetâ parmakla Üstâd’ı işâret ediyor!..

 

FİRAR  ve VATANA DÖNÜŞ 

“Harb-i Umûmîde, esâretle, Rusya’nın şark-ı şimâlîsinde, çok uzak olan Kostroma vilâyetinde bulunuyordum. Orada Tatarların küçük bir câmii, meşhur Volga Nehrinin kenarında bulunuyordu. Oradaki arkadaşlarım olan esir zabitler içinde sıkılıyordum. Yalnızlık istedim; dışarıda izinsiz gezemiyordum. Tatar mahallesi, kefâletle beni o Volga Nehrinin kenarındaki küçük câmie aldılar. Ben yalnız olarak câmi’de yatıyordum. Bahar da yakın. O şimâl kıt’asının pekçok uzun gecelerinde çok uyanık kalıyordum. O karanlık gecelerde ve karanlıklı gurbette, Volga Nehrinin hazîn şırıltıları ve yağmurun rikkatli şıpıltıları ve rüzgarın firkatli esmesi, beni derin gaflet uykusundan muvakkaten uyandırdı. Gerçi dahâ kendimi ihtiyar bilmiyordum; fakat Harb-I Umûmîyi gören ihtiyardır. Gûyâ يَوْمًا يَجْعَلُ الْوِلْدَانَ شِيبًا  sırrına mazhar olarak, öyle günlerdir ki, çocukları ihtiyarlandırdığı cihetle, kırk yaşında iken, kendimi seksen yaşında bir vaz’iyette buldum. O karanlıklı, uzun gece ve hazîn gurbet, hazîn vaz’iyet içinde hayâttan, vatandan bir me’yûsiyet geldi. Aczime, yalnızlığıma baktım, ümidim kesildi. O hâlette iken, Kur’an-ı Hakîm’den imdâd geldi, dilim  حَسْبُنَا اللهُ وَ نِعْمَ الْوَكِيلُ  dedi. Kalbim de ağlayarak dedi:

Garîbem, bîkesem, zaîfem, nâtüvânem, el-amân-gûyem,
Afv-cûyem, meded hâhem zidergâhet İlahî!

Rûhum dahî vatanımdaki eski dostları düşünüp o gurbetde vefâtımı tahayyül ederek, Niyâzî-i Mısrî gibi dedim:

Dünyâ gamından geçip, yokluğa kanat açıp,
Şevk ile her dem uçup, çağırırım, dost, dost!”

diye, dostları arıyordu.

Her ne ise, o hüzünlü, rikkatli , firkatli uzun gurbet gecesinde, dergâh-ı İlâhîde zaaf ve aczim, o kadar büyük bir şefâatçi ve vesîle oldular ki, şimdi de hayretdeyim. Çünki birkaç gün sonra, gāyet hilâf-ı me’mûl bir sûrette, yayan gidilse bir senelik mesâfeden, tek başımla, Rusca bilmediğim hâlde firar etdim. Zaaf ve aczime binâen gelen inâyet-i İlâhiyye ile hârika bir sûrette kurtuldum. Tâ Varşova’ya ve Avusturya’ya uğrayarak İstanbul’a kadar geldim. Bu sûrette kolaylıkla kurtulmak, pek hârika olmuştu. Rusça bilen en cesur ve en kurnaz adamların muvaffak olamadıkları, çok teshîlât ve çok kolaylıkla, o uzun firârî seyâhati bitirdim.”*28  

Demek zamân-ı esâret’ مَا كَانَ مُرِيدِى اَسِيرًا فِى شَرْقٍ de çıkıyor. Ve 1337[*] ediyor. İşte bu fakîr, o târîh-i Arabîde Rus esâretinde, tek başımla Petrogra’dan bir ay şimâl-i şark tarafından firar edip, çok envâ‘-ı mehâlik varken, Rusça bilemediğim hâlde, bir muhâfaza-i gaybiye altında pek çok bilâdı seyr ü seyâhat ettim. Tâ Varşova, Avusturya tarîkiyle İstanbul’a gelip uzun bir dâire-i arzda seyâhat etdim.”*29

[*]:1337 istihrâcdır.. İstihraclarda cüz’î farklar olabilir. Belgeler 1336 gösteriyor

“Nihâyet, esâretten firâr ile kurtulup, Petersburg ve Varşova’ya gelmeye muvaffak olur. Bilâhare, Viyana tarîkıyle H.1334 [R.1334 / B. Tunç] senesinde İstanbul’a teşrif eder.”*30

“Mezkûr Kostroma’dan firâr sûretiyle Petersburg, Varşova’ya gelmeğe muvaffak olmuş ve bil-âhare Viyana tarîkıyle İstanbul’a gelerek esâretden tahlîs-i girîbân etmiş.”*31

“Esâretten kurtularak İstanbul’a geldim.”*32

Akçura, Hilâl-i Ahmer temsilcisi olarak Osmanlı esirlerini ziyâret için Petrograd’dan Mart sonları hareket ettiğine göre Kostroma ziyâreti Nisan başlarında, firar hâdisesi de muhtemelen Nisan ortalarındadır. 

Belgelerin  ve hâtıraların tamâmı dikkate alındığında; Üstâd’ın 15 aydan fazla Kostroma’da kaldığı anlaşılıyor..

Firârın gerçekleşmesinde Rusya’da meydana gelen Bolşevik İhtilâlinin (Julyen Takvimine göre 25 Ekim 1917 ; Gregoryen takvimine göre 7 Kasım 1917) sebep olduğu otorite boşluğunun rolü olmuş olmalıdır.

Sofya Ataşemiliterliğince verilen Esâretden avdet vesîkasından Viyana’dan sonra Sofya’ya uğradığı anlaşılıyor: *33

İsmi: Sa‘îd Mirzâ efendi

Rütbesi: Fahrî Kāimmakām

Kıt’ası: Gönüllü Kürd Alayı

Tâbiiyyeti: Osmanlı

Seyâhat mebdei: Sofya

Gideceği mahal: Dersaâdet

Sebeb-i seyâhat: Esâretden avdet

Bu Açık Emir 17 Hazîrân [1]334 târîhinde Sofya’dan hareket edecek tren ile seyâhat etmek (…) üzere Sofya Ataşemiliterliği tarafından i‘tâ edilmişdir. (…)        

Belgenin arka yüzündeki; 17 Hazîran 1334 , 17 Juin 1918 târihlerine ilâveten sağ alta doğru görülen 18 Hazîran kaşesi İstanbul’a geldiğinde vurulmuş olmalıdır.

Fotoğrafın sağında aşağıdan yukarı doğru Latin harfleri ile atılan “Abdurrahmân” şeklindeki imzâ vesikayı düzenleyen me’mûra âit olabilir muhtemelen..*34

 

İstanbul’a dönüş haberi 16 Ramazan 1336, 25 Hazîran 1334-1918 târihli Tanin Gazetesinde:*35 

                                                               “Muvâsalat

                Kürdistan ulemâsından olup, talebesiyle berâber Kafkas cephesinde

                muhârebeye iştirak eylemiş ve Ruslar’a esir düşmüş olan Bedîüzzamân

                Sa’îd-i Kürdî Efendi âhiren şehrimize muvâsalat eylemiştir.”

 

Esâret ve Vatana Dönüş Güzergâhı:

1- Bitlis (3.3.1916), 2- Van (1916), 3- Culfa (1916), 4- Tiflis (1916), 5- Moskova (1916), 6- Kologrif (1916), 7- Poshekhonye (1916), 8- Kostroma (1917/18), 9- Petersburg (1918), 10- Varşova (1918), 11- Viyana (1918), 12- Sofya (1918), 13- İstanbul (17/18.6.1918).  

Esâret ve firar yolculuğunda Kat‘ edilen mesâfe:

Bitlis – Van: 165 km

Van – Culfa: 258 km

Culfa – Tiflis: 794 km

Tiflis – Moskova: 1981 km

Moskova – Kologrif: 678 km

Kologrif – Poshekhonye: 449 km

Poshekhonye – Kostroma: 207 km

Kostroma – Petersburg: 884 km

Petersburg – Varşova: 1163 km

Varşova – Viyana: 714 km

Viyana – Sofya: 1003 km

Sofya – İstanbul: 551 km

Toplam: 8847 km

 

Esâret Süresi:

Esir düştüğü 3 Mart 1916dan, vatana avdetine (18 Hazîran 1918) kadar geçen süre;

2 sene, 3 ay, 15 gün.*36

 

Bilâl TUNÇ

 

DİPNOTLAR:

*1 Bedîüzzamân Sa‘îd Nursî, Şuâ’lar, Yeni Asya Neşriyat, 2001, s.426.

*2 Bedîüzzamân Sa‘îd Nursî, İşârâtü’l-İ‘câz, Yeni Asya Neşriyat, 2001, s.174.

*3 Abdurrahmân, Bedîüzzamân’ın Târihçe-i Hayâtı, 1335,  s.37, 38.

*4 Abdulkadir Badıllı, Bediüzzaman Said-i Nursi Mufassal Tarihçe-i Hayatı, 1998,  s.394.  

*5 Emrah Cilasun, Yeni Paradigmanın Eşiğinde ‘Bediüzzaman Efsanesi’ ve Said Nursî Gerçeği -Yabancı Arşiv  Belgeleriyle-, 2015,  s.191.

*6 Abdulkadir Badıllı, age, 1998,  s.395.  

*7 Abdulkadir Badıllı, age, s.396-399.

*8 1934’e kadar, Bâyezid. 

http://www.dogubayazit.gov.tr/dogubayazit-tarihcesi (19.09.2020) 

*9 Özer, Ahmet. Bediüzzaman’ın Rusya Esareti, İstanbul, 1998.

*10 Abdulkadir Badıllı, age, s.408-411.

*11 Emrah Cilasun, age, s.192-194, 436.

*12 Kızılay Arşivi: Belge No; 1682/5 ; Belge No; 1682/5.1)

*13 Yusuf Ziyâ Arun, Zübeyir Gündüzalp ve Abdülmuhsin (Muhsin Alev); Bedîüzzamân’ın Târîhçe-i Hayâtından Hârikalar: Afyon Mahkemesi Müdâfaâtının Birinci Zeylinin Zeyli, s.49 (Os. Teksir, 1948-49).

*14 http://www.mustafaarmagan.com.tr/genel/cehennemi-gogsunde-sonduren-adam-bediuzzaman/ (Erişim Târîhi: 30.09.2020)  

*15 Necmeddin Şahiner, Son Şahitler .., Y. Asya Yayınevi, 1980, s.189.

*16 Emrah Cilasun, age, s.195, 437.

(Kologrif’den Poshekonye’ye gönderilen Osmanlı esirler listesi.. 20. sıradaki bilgiler Bedîüzzamân’a âid.)

*17 Emrah Cilasun, age, s.196.

*18 Bedîüzzamân Sa‘îd Nursî, Şuâ‘lar, Y. Asya, 2001, s.284.

*19 Bedîüzzamân Sa‘îd Nursî, age,  s.451.    

*20 Necmeddin Şahiner, age, s.77-78.

*21 Bedîüzzamân Sa‘îd Nursî, age, s.448.   

*22 BOA, HR. SYS, No: 2203/9, 6.9.1917 (Bkz: Prof. Dr. A. Akgündüz; ABIBSNİŞ, c.I, 2013, s.945)

*23 Kızılay Arşivi: Belge No; 919/124.9 

*24 https://dergipark.org.tr/tr/pub/egetid/issue/5035/68578 S.188 (Bkz: S.188 Dipnot 16)

*25 Bedîüzzamân Sa‘îd Nursî, Lem’alar, Yeni Asya Neşriyât, 2005, s.522-23

*26 Kızılay Arşivi: Belge No: 919/82.

*27 Rusya Üserâ Murahhası Yusuf Akçura Beğin Raporu, Dersaâdet: Matbaa-i Orhâniye, 1335, s.30. Millî Kütüphane Ankara.

*28 Bedîüzzamân Sa‘îd Nursî, Lem’alar, Yirmialtıncı Lem’a, Dokuzuncu Ricâ.

*29 Bedîüzzamân Saîd Nursî; Sikke-i Tasdîk-i Gaybî,  Y. Asya Neşriyat 1994, s.137.

*30 Bedîüzzamân Saîd Nursî Târihçe-i Hayâtı, Y. Asya Neşriyat 2008, s.184.

*31 Abdurrahmân, age, s.38.

*32 Bedîüzzamân Sa‘îd Nursî, Şuâ’lar, YAN-2001, s.426.

*33 Bedîüzzaman Saîd Nursî; Târihçe-i Hayâtı, Doğuş Ltd. Şti. Ankara, 1958, s.72.

*34 Bedîüzzamân Saîd Nursî Târihçe-i Hayâtı, Y. Asya Neşriyat, 2008, s.187.

*35 Necmeddin Şahiner; Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Said Nursi. Nesil Yayınları, 2006, s.186.

*36 https://www.risalehaber.com/bediuzzamanin-hayatindan-tesbitler-3979yy.htm

 

 

 

 

 

 

2 Yorum

  1. Ayhan Şahin Ayhan Şahin

    Değerli Bilal hocam selamun aleyküm,
    Eski risaletashih sitesinin kapanması beni oldukça üzmüştü. Çok değerli bilgiler öğreniyorduk. Eski sitenizden ulaşabildiğim bazı sayfaları bilgisayarımı kaydetmiştim. İnşaallah bu yeni sitenizde eski sayfaları tekrar yüklersiniz. Bu vesileyle yeni siteniz hayırlı olsun. Geçenlerde Admed Ersöz’ün “Bediüzzaman’ın Rusya Esareti” kitabını okudum. Malumunuz Üstad Kostroma’da Tatar mahallesi kefaletiyle, Volga Nehri’nin kenarındaki küçük camiye çıkmadan evvel bir fabrika koğuşunda kaldığını ifade ediyor “Bundan on beş sene evvel Rusya’nın şimâlinde esir olduğum zaman doksan esir zabitlerimizle beraber büyük bir fabrika koğuşunda bulunuyorduk.” (28. Lem’a, 17. Nükte, Yeni Asya Neşriyat sayfa 441). Kızılay adına Rusya’daki esir kamplarını ziyaret eden Yusuf Akçura’da “Akçuraoğlu Yusuf: Birinci Dünya Savaşı sonunda İskandinavya’dan Sibirya’ya Hilâl-İ Ahmer hizmetinde” isimli kitabın 75. sayfasında “Kostroma Üsera Karargahı’nı ziyaret ettim. Vaktiyle işbu ziyaretimden bahis raporumda tafsilen arz ettiğim veçhile, zabitlerin ekserisi şehrin rakı imalathanesinde yerleştirilmişti.” diyor. Küçük bir araştırma sonunda bu fabrikanın aşağıda linkini verdiğim bina olduğu kanaatine vardım. Fabrikanın web sayfası olan şu sayfada da http://kostroma.vodka/en/history-en/ fabrikanın tarihçesi bölümünde Birinci Dünya Savaşı sırasında fabrika avlusunda esir savaş subayları için yapılar düzenlendiğinden bahsediliyor.
    http://wikimapia.org/13805066/ru/%D0%9A%D0%BE%D1%81%D1%82%D1%80%D0%BE%D0%BC%D1%81%D0%BA%D0%BE%D0%B9-%D0%BB%D0%B8%D0%BA%D0%B5%D1%80%D0%BE-%D0%B2%D0%BE%D0%B4%D0%BE%D1%87%D0%BD%D1%8B%D0%B9-%D0%B7%D0%B0%D0%B2%D0%BE%D0%B4

    • Bilâl TUNÇ Bilâl TUNÇ

      Ve Aleyküm Selâm!..
      Alâkanız için teşekkür ederim Ayhan Şahin Bey..
      Maalesef eski site benim bilgisayar acemiliğimden elden çıktı.. Ama oradaki bilgileri peyderpey güncelleyerek yenisine aktarmak niyetindeyim.. Duâlarınızla inşâallah!.. “Bedîüzzamân’ın Rus Esâreti”ni bugün (20.09.2020) güncelleyerek tedkiklerinize sunma imkânım oldu..
      Verdiğiniz kıymetli bilgiler için de ayrıca teşekkür ederim.. Alâkanızın devâmını dilerim..
      Selâmlar…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir