İçeriğe geç

BEDÎÜZZAMÂN SA’ÎD NURSÎ, Târihçe-i Hayâtı, 1958

 

BEDÎÜZZAMÂN SA’ÎD NURSÎ, Târihçe-i HayâtıEserleri, Meslek ve Meşrebi Doğuş Ltd. Şirketi Matbaası, Ankara, 1958

“TARİHÇE-İ HAYAT: Üstad Bediüzzaman Said Nursî Hz.leri hakkında ilk tarihçe-i hayatı, biraderzâdeleri Merhum Abdurrahman efendi tarafından devr-i Meşrutiyette İstanbul’da neşredilmiş. 1950 senesinde İstanbul Üniversitesi talebeleri tarafından “Dünya ilim ve irfan sahasına Türkiye’den bir güneş doğuyor.” başlığı altında bir Tarihçe-i Hayat teksirle neşredildi. Ve arkasından Sebilürreşad sahibi rahmetli Eşref Edip bey de aynı şekilde bir Tarihçe-i Hayat neşretti. Bilâhare Hz. Üstadın hizmetkârları, Nur hizmetlerini de ihtiva eden bir Tarihçe-i Hayat hazırladılar. Ve Hz. Üstad’a takdim ettiklerinde, Kastamonu Hayatına Âyet-ül Kübra ve Münacât Risalesi ve Denizli Hayatına da Denizli hapsinde te’lif edilen Meyve Risalesinin (Tevhid ve Haşre dair) 6 ve 7’nci meselesini Hz. Üstad ilave ettirdiler. Hattâ yalnız hizmete müteallik hususlar yazılsın diye, harika ahval ve etvarından bahsettirmediler. Hz. Üstadın Âyet-ül Kübra ve Münacât gibi İman-ı Billah’a ve Tevhide dair risalelerini  Tarihçe-i Hayata koydurmaları çok mânidardır ki: Risale-i Nur hizmeti ve Bediüzzaman denildiği zaman ezelî ve ebedî hakikat olan İMAN’a nazarlar çevrilsin.İşte ben oyum ve yalnız onun için çalışıyorum gibi mânalar bilinsin için her halde; ve fakat öyle bir İMAN-I TAHKİKÎ dersi ki: Kâinat tabakalarını ve asırları kucaklayan ve o vüs’atta iman dersini veren ve o dersde, bütün hakaik-ı Kur’aniyeyi ve İslamiyeyi de derceden ve en küçük bir İslâmî mes’eleyi kabule akıl ve kalbi müheyya eden bir ders… Hz. Üstad, Tarihçe-i Hayat için 20 mecmua kadar ehemmiyeti var derdi ve Barla hayatının müstakil neşrini kendileri emrettiler.

                                                                                  Hz. Üstadın hizmetkârlarından                                                                                                                                           Sungur – Hüsnü – Bayram – Abdullah“[1]

 

IV-           büyük bir mücâhid // Hiç değilse sonraki baskılarda Mahmud Cevdet Sezer adı Dipnotla belirtilse iyi olurdu.. (Bkz: s.522)

XI-           bilâkis / bil’akis, bil-akis

XXII-       kısa bir müddet sonra / bir müddet sonra // Ankara’da 5-6 ay kalması, sonra İstanbul’a gidişi ve orada 15 ay kalması pek de kısa sayılmaz..

1-            H.1290-M.1873 / H.1295 , R.1293 , M.1878[2]

1-            Isparta / İspairt (İspa’rit)[3]

3-            Mehmed Celâlî / Muhammed Celâlî

10-          Fırat Nehrine / nehre // faydalanılan kaynakta nehir adı geçmiyor.[4] Ad vermek gerekirse Dicle dahâ uygun olur. Çünki Cezîre, Dicle kıyısında..

11-          Affedersiniz / Afv edersiniz[5]

14-          Mehmed Küfrevî / Muhammed Küfrevî  // Osmanlıca kaynaklarda Muhammed Kufrâî[6]

15-          Mehmet / Muhammed // (hiç değilse) “Mehmed” dahâ uygun olurdu..               

18-          Hâşiye: Said Nursî, altmışbeş sene evvel Van’da / Said Nursî, altmış sene kadar evvel Van’da // Belgelere göre Bedîüzzamân’ın Van’a gelmesi 1898. 

20-          Şeyh Bahîd / Şeyh Bahît[7]

21-          Hürriyetten sonra mücahid arkadaşlarıyla beraber İttihad-ı Muhammedî (a.s.m.) Cemiyetini kurmuşlar, // İstanbul Merkez İdâre a‘zâlığında bulunmuştur ama Kurucular arasında olduğu bilinmiyor. Vesîka?

(a. s. m.) / (a. s. m) // m’den sonra nokta lüzumsuz.

24-          Mart 1909 / 11 Mart 1909

25-          Lûtfen / Lutfen

36-          âdî sebepler tahtında / esbâb-ı adîde tahtında[8]

40-          tâlih / tâli‘[9]

41-          Saffan / San’ân // Diğer belge ve kaynaklar..

41-          inkişafa / İnkışâ’a (A. Çimiç) // 1330 (1911-12) ve 1336-38 (1920) nüshalarında zulmet inkışâ’a [1330 (1911-12)  ve 1336-38 (1920) nüshalarında)] / zulmet inkişâfa [Bir yazma nüsha (Nejdet Pehlivan)  ve sonraki baskılarda]

Şahsî tercîhim; aslına sâdık kalınması..

Gelecek baskılarda düzeltilerek şöyle bir dipnotla mes’ele muknî bir şekilde îzah edilmeli !… :

“(…) sanırım yanlış yazım söz konusu. Hemen öncesinde “inkişaf” geçtiği için, müstensihlerce sehven veya kelimenin “inkişaf” iken hatâen inkışâ’ diye yazılmış olabileceği zehabına kapılarak bilerek “inkişaf” diye yazmasından kaynaklanmış olabilir. Müstensihin lügat dağarcığında ” inkışâ’ ” olsaydı zulmet için çok münasib olduğunu anlar ve onu -değiştirmeden- yazardı diye düşünüyorum.

(…) İnkışâ’: Bulutlar kâmilen sıyrılıp heva açık olmak -Kamus-ı Osmânî İnkişâf: Açılmak. İnkişâf-ı gonca, inkişâf-ı ezhâr. Âşikâr olmak. İnkişâf-ı hakayık, inkişâf-ı hatâyâ-yı umûr… (gibi izahlardan sonra) “Ziyanın inkişafı Şemsden, şemsin ziyadandır.“ (Nevres )- Kamus-ı Osmânî Netice itibâriyle ya hemen sibâkındaki “inkişaf”ın tesiriyle inkışâı da inkişaf sanarak yanlış okuma veya ” inkışâ’ ” sözünün manasını bilmediğinden yanlış yazıldığı zehabıyla müstensihin düzeltmesi(!) düşüncesinden kaynaklandığı kanaatindeyim.

Metne uygun olan “bulutlar tamâmen sıyrılıp hava açık olmak” manasıyla “inkışâ” olmalı. Çünkü zulmetin açılması lazım ki üstad medresesini oraya kursun. Nitekim de öyle olmuştur. (Nahit Topaloğlu)”.

47-          simotoğraf / simatograf[10] (sinematograf) (?)

70-          Celfa, Kıloğrif, Kosturma / Culfa, Kologrif, Kostroma // Belgelere göre: Bitlis, Van, Culfa, Tiflis, Moskova, Kologrif (Kologriv), Poshekhonye, Kostroma[11]

71-          Sibirya tarafında / Rusya (Kostroma)’da[12]

72-          H. 1334 / R. 1334 // Ayni sayfadaki belge.

Almanya yolu ile / O yıllarda Polonya, Avusturya, Bulgaristan Almanya ile müttefik ve O’nun nüfûzunda olduğu için öyle yazılmış olabilir.. Yoksa, “Varşova, Viyana, Sofya yolu ile” dahâ uygun..

73-          Almanya’ya uğradığı zaman Almanlar tarafından .. // Almanya’ya uğradığının belgesi? O yıllar dönüş güzergâhı Almanların elinde olabilir belki ama dipnotla açıklanması iyi olur..

73 vd.-   Kosturma / Kostroma [13]

89-          Hutuvât-ı Sitte’yi neşrettiği zaman Çanakkale’de muhârebe oluyordu. // 

“Çanakkale’de muhârebe oluyordu” denilince, meşhur Çanakkale Muhârebeleri akla geliyor.. Ama bu muhârebelerin bitiş târihi, 9 Ocak 1916.. Hutuvât-ı Sitte’nin neşir târihi ile uyuşmuyor..

Külliyâtın bütünü dikkate alındığında, Hutuvât-ı Sitte’nin Millî Mücâdele yıllarında, İ’tilâf Devletlerinin İstanbul’u fi’lî işgàli olan 16 Mart 1920’yi müteâkip neşredildiği açık olarak görülür:

“Müdür Bey,
Size teşekkür ederim ki, Kurtuluş Bayramının bayrağını koğuşuma taktırdınız. Harekât-ı Milliyede İstanbul’da, İngiliz ve Yunan aleyhindeki Hutuvât-ı Sitte eserimi tab’ ve neşirle, belki bir fırka [asker] kadar hizmet ettiğimi Ankara bildi ki, Mustafa Kemâl şifreyle iki def’a beni Ankara’ya taltif için istedi. Hattâ demişti: ‘Bu kahraman hoca bize lâzımdır.’ Demek, benim bu bayramda bu bayrağı takmak                 hakkımdır. Sa’îd-en Nursî”
[14]

Kanâatimce, Târihçe’deki ifâdede bir sehiv bulunmaktadır. İlgililerce gözden geçirilip tashih edilmelidir.

96/97-   Birinci Cihan Harbi’nin sonlarında / Rus esâretinden döndükten sonra İstanbul’da.

98-          Ankara’dan Van’a giderken “Eski Said”i “Yeni Said”e götüren tren bileti. / İfâde yanlış anlaşılmaya müsâid.. Bilet Ankara-Gebze hattına âid. O târihte Van’a demiryolu bağlantısı da yok! {Bâzı yerlerin trenyoluna kavuşma târihleri: Kayseri 1927, Sivas 1930, Malatya 1931, Elazığ 1934, Muş 1955, Tatvan-Van 1964}

Ve Üstâd, İstanbul’da 15 ay kadar kaldıktan sonra Van’a hareket ediyor.. Van’a varışı, 6 Eylül 1924..

101-       Barla’ya1925-1926 senelerinde nefyedilmiştir / Barla’ya 1927 senesinde nefyedilmiştir // Zamânın İçişleri Bakanı Şükrü KAYA’nın üst makāmlara arz ettiği rapora göre; Bedîüzzamân’ın, 1 Mart 1927 târih ve 81 numaralı tahrîrâtla Barla’da ikāmete mecbûr edildiği anlaşılmaktadır.[15]

102-       cansiperâne / cansipârâne  سپارانه  جان // ciddî lügatlerden tetkîki! (‘siper’ ve ‘sipâr’ maddelerine de bknz).

“cansiperâne” şeklinde bir terkip yok!

Mes’eleyi; “Evet, doğru yazılış şekli, “cansipârâne”’dir ama halk arasında genellikle “cansiperâne” olarak kullanılmaktadır. Risalelere de halk arasında kullanılan şekli ile girmiştir. Buna benzer daha başka kelimeler de vardır..” gibi eften püften laflarla geçiştiremeyiz.. “cansipârâne سپارانه جان”, hâlen günlük köşe yazılarında bile aslî şekliyle kullanılan bir kelime.[16]

128/129- H.1334-M.1918 târîhinde Almanya’ya uğradığı zaman Almanlar tarafından alınmış  / R.1334-M.1918 târîhinde  // Fotoğraf Almanlar tarafından alınmış olabilir ama Almanya’ya uğradığının belgesi bilinmiyor.. ? Gerçi o harb yıllarında oralar Almanların nüfuz alanıydı…

130-       Arabî ibârelerde sonraki baskılarda farklılıklar var.[17]

155-       kuş kondurmakla / kuşkulandırmakla[18] // 1958 baskısındaki ibâre korunmalı.. Nüsha farklılıkları dipnotlarla belirtilmeli.

345-       ecelin idâm ilânını kendi hakkında terhis tezkeresine çevirse / Burada, “i‘lân” yerine “i‘lâm” dahâ uygun gibi görünüyor ama bir belge bulunamadı.. Hukukcular baksa!.. Meyve’nin İkinci Mes’elesi’nde “şekàvet-i ebediyye i’lâmı” geçiyor..

357-       947 senesi sonlarında / 1948 senesi başlarında (23 Ocak 1948) [19]

434-       947 senesinin son aylarında/ayında / 1948 senesi başında (23 Ocak 1948) [20]

512-       “Cem’iyyetin, yirmibeş milyon Türk cem’iyyetinin îmânı nâmına bir Sa‘îd değil, bin Sa‘îd fedâ olsun.” / “Cem’iyyetin, yalnız yirmi milyon Türk cem’iyyetinin değil, yüzlerce milyon bütün İslâm cem’iyyetinin îmânı nâmına bir Sa‘îd değil, bin Sa‘îd fedâ olsun.”

[Üstad, “Gençlik Rehberi” dolayısıyle İstanbul Birinci Ağırcezâda muhâke olunmaktadır… Eşref  Edib, kendisi ile bir mülâkat yapar ve Sebilürreşad’ın Ocak 1952 târihli 119. sayısında, “Üstad Bediüzzaman’la Mülâkat” başlığı ile neşreder.. Bu mülâkat, son taraflarındaki birkaç paragraf  hâriç Târihçe-i Hayât’ın İlk baskısına (1958) “Tahliller” adı ile alınır (s.509)..  Ancak; “Cem’iyyetin, yalnız yirmi milyon Türk cem’iyyetinin değil, yüzlerce milyon bütün İslâm cem’iyyetinin îmânı nâmına bir Sa‘îd değil, bin Sa‘îd fedâ olsun.” cümlesinde farklılıklar vardır:  “Cem’iyyetin, yirmibeş milyon Türk cem’iyyetinin îmânı nâmına bir Sa‘îd değil, bin Sa‘îd fedâ olsun.”

Mülâkat, Sebilürreşad’ın Mart 1960 baskısında Târihçe’deki şekliyle tekrar yayınlanır.. Nüfus miktârı, “yirmibeş, otuz milyon” olarak verilir.. 

1950 sayımına göre Türkiye’nin nüfusu yaklaşık 21 milyondur.. 1955’de 24 milyon küsur, 1960’da 28 milyona yakındır.. [21] (Bittabîî, bu sayımlarda Türk, Kürd, Arab, Boşnak, Çerkes, … T.C. tabiiyetindeki herkes “Türk cem’iyyeti”nin şumûlündedir…)

Veriler üzerinden tahmin yürütmek gerekirse, nüfus; 1952’de 22 milyon civarında, 1957-58’lerde ise en az 25 milyon olmalıdır.. O sebeple, 1952 mülâkatındaki 20 milyonun T. Hayât’a 25 milyon olarak alınması; ister Üstâd’ın, ister Talebelerinin tasarrufu olsun mâkul görünüyor..

Bahse konu cümle, 1952’deki şekliyle yayınlansa, ve nüfus farklılıkları dipnotla kısaca açıklansa ne mahzuru olur ki?.. [22] Hattâ, bâzı yanlış anlaşılmaların[23] önü de alınabilir böylece..]

***

Bilâl TUNÇ

 

DİPNOTLAR

[1]: Ağabeylerin Mektûbu (1986).

[2]: Risale-i Nur Enstitüsü, Bediüzzaman Hangi Tarihte Doğdu, Köprü – Bedîüzzaman Özel Sayısı, Bahar 2000, 70. Sayı.

[3]: Müküslü Hamza; Bedîüzzamân Sa‘îd-i Kürdî’nin Tercüme-i Hâlinden Bir Hülâsadır, 1334, s.3.

[4]: Abdurrahman Nursî; Bedîüzzamân’ın Târihçe-i Hayâtı, Necm-i İstikbâl Matbaası, İstanbul, 1335 [1919], s.19.

[5]: Günlük konuşma ve yazılarda “affedersiniz” kullanılıyor ama burada aslına uygun imlâ tercih edilmeli..

Abdurrahman Nursî; age, s.20.

[6]: Abdurrahman Nursî; age, s.27-28.

[7]: Ahmed Akgündüz, Prof. Dr.; Arşiv Belgeleri Işığında Bedîüzzamân Saîd Nursî ve İlmî Şahsiyeti – Birinci Kitap,  2013, s.506.

[8]: Sa‘îd-i Kürdî; İki Mekteb-i Musîbetin Şehâdetnâmesi yâhûd Dîvân-ı Harb-i Örfî ve Sa‘îd-i Kürdî, [H.]1327 [1909], s.22.

[9]: Sa‘îd-i Kürdî; age, s.32

[10]: Bedîüzzaman Saîd Nursî; Târihçe-i Hayât, Yeni Asya Neşriyat-2008, s.137.

[11]: B. Tunç; Bedîüzzamân Sa’îd Nursî, Muhtasar Târihçe-i Hayâtı III: 1916-1918 / Rus Esâreti

http://risaletashih.org/bediuzzamanin-rus-esareti/

[12]: B. Tunç; Üstâd Sibirya’da Kaldı mı?

https://www.risalehaber.com/ustad-sibiryada-kaldi-mi-3716yy.htm  

[13]: Abdurrahman Nursî; age, s 3.

[14]: Bedîüzzaman Saîd Nursî; Şuâlar, Yeni Asya Neşriyat, 2001, s.462.     

[15]: Abdullah Kılıç; Çankaya’ya gönderilen Said Nursî raporları (Zaman-  Pazar/9.1.2011’den iktibas) Y. Asya, Gündem, 10.01.2011.

[16]: “Acı da olsa, îtirâf etmek zorunda olduğumuz karanlık dönemlerden biri de Cumhûriyetimizin inşâ ve tahkîm edildiği yıllarda geçmiştir: halkımızın yüzyıllar boyu kullandığı yazı değiştirilip; okur – yazarlık seviyesi bir an içinde sıfıra indirilmiştir. İnsanları korkutup ürküterek, medeniyet sandıkları sâhaya sürmek isteyenler öyle büyük bir hatâ işlemişlerdir ki, hâlen te’sîri devâm etmektedir. İşte böyle sıkıntılı günlerde bile insanlara hak ve hakîkati, dîn ve dünyâ saâdetini sağlayacak bilgileri vermek için cansipârâne çalışan Risâle-i Nûr şâkirdlerinin gayretlerini ancak Cenâb-ı Hakk’ın rahmeti değerlendirebilir…” (Ekrem KILIÇ)  

http://risaletashih.org/okumak-ekrem-kilic/

[17]: Bedîüzzaman Saîd Nursî; Târihçe-i Hayât; Y. Asya Neşriyat-2008, s.296.

[18]: Bedîüzzaman Saîd Nursî; age, s.342.

[19]: Bedîüzzaman Saîd Nursî; age, s.694.

[20]: Bedîüzzaman Saîd Nursî; age, s.826.

[21]: 1960 Türkiye Nüfus Sayımı

https://ipfs.io/ipns/tr.wikipedia-on-ipfs.org/wiki/1960_T%C3%BCrkiye_n%C3%BCfus_say%C4%B1m%C4%B1.html (Erişim Târîhi: 18.03.2019). 

[22]: Bâzı yayınevleri zâten 1952’deki cümleyi aynen alıyor.. E-Risale http://www.erisale.com/?locale=tr&bookId=14&pageNo=785#content.tr.14.785 (Erişim Târîhi: 18.03.2019). 

[23]: Abdullah Can; Risale-i Nur’ın tahrifatı…

http://www.ilkehaber.com/yazi/risale-i-nurin-tahrifati-ummetten-kavmiyete-tahvil-ornegi-6-6719.htm  (Erişim Târîhi: 18.03.2019). 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir