İçeriğe geç

YAŞASIN ŞERÎAT-İ GARRÂ !…

 

VOLKAN

22 Safer 1327 / 29 Şubat 13241[1 Mart 1325] / 14 Mart 1909

 Pâzâr 
Numro: 73

Sahîfe: 1, 2

 

“Yaşasın Şerîat-i Garrâ!..

Ey Meb‘ûsan!.

Uzunluğu ile berâber gāyet mûciz bir tek cümle söy­leyeceğim. Dikkat ediniz! Zîrâ itnâbında îcaz var!

Şöyle ki:
Meşrûtiyyet ve Kānûn-i Esâsî denilen adâlet ve meşveret ve kānunda cem‘-i kuvvet, bu unvan ile    berâber asıl mâlik-i hakīkī sâhib-i unvân-ı muhteşem ve müessir ve adâlet-i mahzayı mutazammın nokta-i istinâdımızı te’min eden ve Meşrûtiyyeti bir esâs-ı metîne istinâd ettiren, evhâm ve şükûk sâhibini varta-i hayretten kurtaran, istikbâl ve âhiretimizi tekeffül eden, menâfi‘-i umûmiyye olan hukūkullâhı izin­siz tasarruftan sizi tahlis eden, hayât-ı milliyyemizi muhâfaza eden, umûm ezhânı manyetizmalandıran, ecânibe karşı metânetimizi, ke­mâlimizi, mevcûdiyetimizi gösteren, sizi muâhaze-i dünyeviyye ve uhreviyyeden kurtaran, maksad ve netîcede ittihâd-ı umûmîyi te’sis eden, o ittihâdın rûhu olan efkâr-ı âmmeyi tevlîd eden, çürük mesâvî-i medeniyyeti hudûd-i hürriyyet ve medeniyyetimize girmekten ya­sak eden, bizi Avrupa dilenciliğinden kurtaran, geri kaldığımız uzun mesâfe-i terakkīden -sırr-ı i‘câza binâen- bir zamân-ı kasîrede tayyettiren ve Tûran ve Âriyân ve Sâmîler’i tevhîd ederek zamân ile bize bir büyük kıymet veren, şahs-ı manevî-i hükûmeti Müslüman gösteren, Kānûn-i Esasînin rûhu ve Onbirinci Madde’yi muhâfaza ile sizi hıns-ı yeminden kurtaran, Avrupa’nın eski zann-ı fâsidlerini tekzib eden, Muhammed’i [a.s.m] hâtem-i enbiyâ ve Şerîat’in ebedî olduğunu tasdîq ettiren, muharrib-i medeniyyet olan dinsizliğe karşı sed çeken, zulmet-i tebâyün-i efkâr ve teşettüt-i ârâyı safâ-yi nû­rânîsi ile ortadan kaldıran, umûm ulemâ ve vâizleri ittihad ve saâdet-i millete ve icrâat-i hükûmet-i meşrûta-i meşrûaya hâdim eden, adâlet-i mahzası merhametli olduğundan anâsır-ı gayr-ı müslimeyi dahâ ziyâde te’lif ve rabteden, en cebîn ve âmî adamı en cesur ve has adam gibi hiss-i hakīkī-i terakkī ve fedakârlık ve hubb-i vatanla mütehassis eden, hâdim-i medeniyyet olan sefâhet, isrâfât ve havâyic-i gayr-i zarûriyyeden bizi halâs eyleyen, muhâfaza-i âhiretle berâber i‘mâr-ı dünyâ etmekle sa‘ye neşât veren, hayât-ı medeniyyet olan ahlâk-ı hasene ve hissiyyât-ı ulviyyenin düsturlarını öğreten, herbirinizi ey meb‘uslar ellibin kişinin takāzâ-yi hakkından tebriyye eden ve sizi icmâ‘-i ümmete kü­çük bir misâl-i meşrû‘ gösteren ve sırriyete
2 binâen a‘mâlinizi ibâdet gibi ettiren, üçyüz milyonun hayât-ı ma‘neviyyesine kasd-ı cinâyetten sizi tahlis eden ol Şerîat-i Garrâ ünvânıyle gösterseniz ve me’haz edinseniz ve tatbîq etseniz, acabâ bu kadar fevâidi ile berâber ne gibi şey gāib edeceksiniz?

                Vesselâm, ya­şasın Şerîat-i Garrâ!.. 

                               Bedîüzzamân

                               Sa‘îd-i Kürdî”

 

Bu makāle, yeniyazı D. Hab-i Örfî’ye eklenirken “Yaşasın Şerîat-i Garrâ”lar “Yaşasın Kur’ân’ın Kànûn-i Esâsîleri!” olmuş.. “Meşrûtiyyet ve Kānûn-i Esâsî denilen adâlet ve meşveret ve kānunda cem‘-i kuvvet”in önüne “Cumhûriyet ve demokrat mânâsındaki” ibâresi eklenmiş.. Değişiklik ve eklemelerin sebebi ve kimler tarafından yapıldığı hakkında da bilgi verilmemiş!3 Hâlbuki Üstâd, “Hakīkat” başlıklı yazısında “Meşrûtiyet” yerine “Cumhûriyet”i alırken hâşiye ile açıklama getirmişti..: O zaman Meşrûtiyet; şimdi o kelime yerine Cumhûriyet konulmuş.” 

Burada da ayni usûl ihtiyâr olunmalı değil miydi?!..

                Bilâl TUNÇ

               

DİPNOTLAR

1: Volkan’ın bâzı orijinal nüshalarının târihlerinde yanlışlıklar var. Birisi, 73. sayıda 29 Şubat 1324.. 1324 kebîse (artık yıl) olmadığı için doğru târih 1 Mart 1325 olur. 

2: Kelime metin aslında biraz silik çıkmış (belki dizgi hatâsı olarak harf noksanlığı da olabilir). Güvendiğim bâzı Hocalarıma danıştım..  “SIRRİYET”, “SIRRİYETİNE”, “SIRR-I NİYETE” şeklinde okumalar oldu. E. Düzdağ da “SIRRİYETİNE” olarak latinize etmiş.. Her nasılsa Osmanlıca teksir El-Hutbetü’ş-Ş’âmiyye s.125’e ve yeniyazı eserlere, “hüsn-i niyete” olarak aktarılmış.. Durum, Külliyât neşreden Yayınevleri tarafından bir dipnotla açıklansa uygun olur.. 

3: Bedîüzzamân Sa‘îd Nursî; Divân-ı Harb-i Örfî …, Sinan Matbaası, 1960, s.53-55.

 

2 Yorum

  1. Bilâl Tunç Bilâl Tunç

    Nahit Topaloğlu
    rozet simgesi

    Kelime görünüşte “sırriyyet” şeklinde okunur elbet; lâkin böyle bir kelime var mı, üstad gerek eski gerek yeni butün kitaplarında böyle bir kelime kullanmış mı? Ben bulamadım. Peki eski lügatlarda böyle bir kelime var mı? Lehçe-i Osmânî, Lügat-i Naci, Ebuzziya, Kamus-i Osmânî, Kamus-i Türkî, Resimli Kamus-i Osmânî, Lügat-i Remzî, Lügat-i Cûdî, Mükemmel Osmanlı Lügatı… Bu lügatların hiçbirinde bu kelime yok. Sadece Müntehab-ı Lügat-i Osmaniye’de “Esrardan olan, gizli husus” diye mana verilerek yer almış

    Siyak ve sibakına göre kelimenin “sırr-ı niyet” olması gerekir diye düşünüyorum. “Niyet”te sır vardır: “Mü’minin niyeti amelinden hayırlıdır.”
    ESDE ve Âsâr-ı Bedîiye’de de “hüsn-ü niyet” şeklinde geçiyor. Gerçi “hüsn” nereden çıktı bilemiyorum. Acaba bunun bir delili, tashihli bir metni var mı? Lâkin “niyet” mevcut metinden bal gibi çıkarılabilir. Bir hatây-ı mürettip var gibi.
    Kanaat-i âcizânem: “sırr-ı niyet”

    Not: Yorum Nahit Topaloğlu’na âiddir. (B. TUNÇ)

  2. Bilâl TUNÇ Bilâl TUNÇ

    Facebook Sayfama gelen bir yorum şöyle: Abdulkadir Atik
    ve en cebîn ve âmî bir adamı en cesur ve has adam gibi hiss-i hakiki-i terakki ve fedakârlık ve hubb-u vatanla mütehassis eden ve hêdim-i medeniyet olan sefahet ve israfat ve havaic-i gayr-i zaruriyeden bizi halâs eyleyen ve muhafaza-i âhiretle beraber imar-ı dünya etmekle sa’ye neşat veren ve hayat-ı medeniyet olan ahlâk-ı hasene ve hissiyat-ı ulviyenin düsturlarını ders veren ve her birinizi elli bin kişinin takaza-i hakkından tebrie eden ve sizi icma-ı ümmete küçük bir misal-i meşru gösteren ve sırr-ı niyete binaen âmâlinizi ibadet gibi telakki ettiren ve üç yüz milyonun hayat-ı maneviyesine kasd-ı cinayetten sizi tahlis eden ol şeriat-ı garra unvanıyla gösterseniz, bu kadar fevaidi tahsil ile beraber acaba ne gibi şeyi kaybedeceksiniz.
    Asar-ı Bediiyye – 495

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir